İslami Konular

Konuya girmeden önce şunu ilan edeyim: Hz. İsa (as)’ya düşman olan Yahudiler onu idam etmeyi tasarlıyordular, fakat Allah’ın (C.C.) tasarladığı ise onu kurtarmaktı ve O tasarlayıcıların en üstünüdür. Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Allah (c.c.) tarafından vahyedilen Kuran, Hz. İsa (as)’nın haç’ta ölmediğini ilan ediyor. Çarmıha gerilip orada baygınlık geçirmesine rağmen orada ölmüş gibi göründüyse de canlı olarak indirildi.

Sonra yerleştirildiği kubbeli mezarında tedavi görerek iyileşti. Havarilerine daima gizlice görünürdü ve bir müddet sonra Filistin ve Afganistan üzerinden Keşmir’e hicret edip oranın yerli Yahudilerine İncil’i tebliğ etti. Keşmir’de 120 yaşında vefat edip orada defnedildi.

Devamını oku...

Ahmedi Müslümanlar yasadıkları ülkelerin kanunlarına dini bir vecibe olarak itaat ederler. Bazı Müslüman gruplar Ahmedi Müslümanların bu inancını beğenmeyip sadece Şeriat ile yönetilen hükümetlere itaat edilmesi gerektiğini söylerler. Aşağıdaki makalede Ahmedi Müslümanların tutumunun nedenleri Kur'an-ı Kerim ışığında açıklanmaktadır.

İslam dini, diğer dinlere benzemeyip her türlü eksiklikten arınmış bir öğreti takdim eder. Onun sunduğu öğreti her açıdan mükemmeldir, İslam öğretisi din, siyaset, medeniyet ve sosyal yaşantıyı ilgilendiren hangi konuya el attıysa onu eksiksiz olarak açıklamıştır. Mesela siyasete gelince, sadece İslam, vatandaş ve devlet arasındaki ilişkiyi itiraza mahal bırakmayacak şekilde açıklamıştır. İslamiyet’in emrettiği bu ilişkiye tabi olunduğu takdirde bir Müslüman, diniyle gurur duyar ve diğer vatandaşlara devlete itaat açısından güzel örnek teşkil eder.

Devamını oku...

Bu eleştirici, İslâm cihadından bahsetmiş ve Kur’ân-ı Kerim’in bir şart gözetmeden cihada teşvik ettiğini sanmıştır. Bundan daha büyük bir yalan ve iftira yoktur.

Kur’ân-ı Kerim ancak Allah kullarının ona iman etmelerine mani olan ve bu şekilde dine muhalefet eden kimselerle savaşmayı emreder. O insanların Allah’ın (c.c.) buyruklarına uymalarını ve O’na ibadet etmelerini yasaklayanlarla,  aynı şekilde sebepsiz olarak Müslümanlarla savaşan ve müminleri evlerinden ve yurtlarından çıkaran; Allah’ın (c.c.) kullarını zorla kendi dinlerine çekmek isteyen; İslâm dinini yok etmek isteyen ve insanların Müslüman olmalarına mani olan kimselerle savaşmayı emreder. Allah’ın (c.c.) gazabına uğrayanlar da işte onlardır. Vazgeçmedikleri takdirde müminlerin onlarla savaşmaları lâzımdır.[1]

Sahabeler ne kadar doğru kimselerdi. İçlerinde peygamber ruhu vardı.  Allah onlara Mekke’de, paramparça edildikleri hâlde bile kötülüğe karşılık vermemelerini emrettiği zaman onlar, bu emre itaatleri sonucunda süt çocukları gibi güçsüz ve zayıf bir hale geldiler. Ne ellerinde ne de kollarında takat vardı.

Devamını oku...

Ey bana dost olan kimseler! Benim son vasiyetime kulak verin ve söyleyeceğim sırrı hiç unutulmayacak şekilde saklayın:

Hıristiyanlarla yapmakta olduğunuz münazaraların taktiğini değiştiriniz. İsa’nın sonsuza kadar öldüğünü onlara ispatlayın. Hıristiyan dini bir tek bu tartışmada elde edeceğiniz başarıyla yeryüzünden silinip gidecektir. Bunun dışında uzun uzadıya başka tartışmalara girip değerli vaktinizi boş yere harcamanıza hiç gerek yok. Sadece İsa’nın öldüğünü vurgulayıp onları cevapsız bırakan ve ağızlarını kapatan güçlü delillerle bunu ispatlayın. Mesih’in ölülerden biri olduğunu ispat ettiğiniz ve bunu Hıristiyanların gönüllerine yerleştirdiğiniz vakit dinlerinin artık dünyadan yok olacağını anlayınız. Yakinen biliniz ki, ilahları ölmediği müddetçe dinleri de ölmeyecektir.

Devamını oku...

Adamın biri Vadedilen Mesih’e (a.s.): “Borcum çoktur. Ondan kurtulmak için dualarınızı rica ederim” deyince Vadedilen Mesih (a.s.): “Her an tövbe ve istiğfar et. Çünkü Allah (c.c.) tövbe ve istiğfar edenin rızkını bereketlendireceğine dair söz vermiştir” buyurdu.

Sonra Vadedilen Mesih (a.s.) ona: “Borcunun bu kadar çoğalmasının sebebi nedir?” diye sorunca, duasını rica eden kişi: “Borcumun büyük bir kısmı faizden ibarettir” dedi. 

Bunun üzerine Vadedilen Mesih(a.s.): “O zaman ektiğini biçiyorsun. Çünkü Allah’ın (c.c.) emrini hiçe sayan cezalandırılır. Allah (c.c.): “Faiz almak yahut vermekten vazgeçmeyen Benim’le savaşır” diye bizi önceden uyarmıştır. Allah’ın (c.c.) savaşması nedir? Tabii ki faizle uğraşanlara azap vermesi! Nitekim bu fakirlik ve çaresizlik bir azaptır ve ektiğin ağacın meyvesidir. Duasını rica eden kişi: “Ne yapalım? Çaresiz kalınca faizle borç almak zorunda kalıyoruz” dedi.

Devamını oku...

Bugün Almanya’daki Meclis-i Huddam-ül Ahmediye’nin yıllık toplantısı başlayacaktır. Bundan dolayı bugünkü cuma hutbesinde huddama da hitap edeceğim. Bugünkü hutbemin konusu demin okuduğum ayeti kerimedir. Bu ayette Allah c.c. Ebadürrahman yani Rahman’ın kullarının vasıflarını anlatmaktadır. O şöyle buyurmaktadır:

“Vellezine La yeşhedunezzüre ve iza merru billağvi merru kirama”

Yani “Ebadürrahman” (Rahman’ın kulları) yalan şahitlik etmez veya yalanı ziyaret etmezler, onun yüzünü dahi görmezler."

“Yeşhedunezzur” yukarıda belirtilen her iki anlamı taşımaktadır. Nitekim Kuran-ı Kerim Ramazan hakkında şöyle der: “Femen Şehide Minkümüşşehr” kim ramazanın yüzünü görürse.... ?

Devamını oku...

Eğer her soluğumuz dünyevi işlerle uğraşmaktan ibaret ise, o zaman âhiret için ne topladık. Bu yüzden özellikle teheccüd namazına kalk ve seve seve bu namazı kıl.

Günlük namazlar iş vs. sebeplerden dolayı doğru dürüst kılınamamaktadır. Rızkını veren Allah’tır. Sizler namazlarınızı vaktinde kılınız. Öğle ile ikindi, ara sıra cem (iki namazı bir arada kılmak) edilebilir. Allah (c.c.) insanların zaafını göz önünde tutarak buna müsaade etmiştir. Ama bu ruhsat üç namazın birleştirilmesi için kullanılamaz.

İnsan iş hayatında bile yöneticilerin çeşitli eziyetlerine katlanmak zorunda kalır, ama ne mutlu Allah (c.c.) için zahmete katlanana.  Doğruluk ve dürüstlük uğruna dünyevi zarara razı olmak peygamberlerin sünnetidir. Bu yolda dünyevi zarara razı olan kimse eninde sonunda insanları cezbeder (kendine çeker). Ayrıca Allah (c.c.) böyle bir kimseye borçlu kalmayıp, onu hakkıyla mükâfatlandırır.

İnsan için gerekli olan, ikiyüzlülükten vazgeçmektir.

Devamını oku...

Bana göre "İslâm terörizmi" pek çirkin ve tuhaf bir terimdir. Bu terim ne demektir, neden icat edildi? Buna şaşmamak elde değil doğrusu. Çünkü İslam ile terör arasında hiçbir münasebet, hiçbir ilişki düşünülemez bile. Eğer bu her ikisi arasında bir münasebet ve ilişki varsa da tıpkı aydınlık ile karanlık, hayat ile ölüm veya barış ile savaş arasındaki ilişkiye benzer. Bazen iki nesne birbirine taban tabana zıt olduğu halde biribirine bağlı olur. Öyle ki birini düşündüğünüzde öteki kendi kendine hatıra gelir. Bunun gibi, İslâm'la terör arasındaki münasebet de biraz buna benzer. Her ikisi arasında yerden göğe kadar fark olduğu halde yine de her ikisi arasında bir ilişki vardır.

Neden İslâm Terörizmi?

Bu ilişki tabii ki, yakın bir ilişki değil, birbirine zıt bir ilişkidir. Tıpkı iki muhâlif ordunun karşı karşıya geldiği gibi, İslâm ile terör arasındaki ilişki de böyledir. Birbirine zıt iki kutup gibidir. İkisi de yan yana yürüyen, el ele veren iki dost değil, yıldızları ebediyen barışmayan iki düşman gibidir. Fakat bazı Müslümanların korsanlık ve yıkıcı faaliyetlerde bulunmaları da doğrudur. Bu gibi kendini bilmez kimseler, kimi zaman belli bir çete, belli bir gruba mensup olarak, kimi zaman halkın çoğu Müslüman olan bir ülke tarafın­dan teröristik faaliyetlerde bulunurlar. Dünyada bu Müslümanlardan başka yıkıcı faaliyetlerde bulunan nice çete­ler, hizip ve gruplar vardır.  

Neden Yahudi veya Hıristiyan Terörizmi Yok        

"İslâm terörizmi" terimi uydurulduğu gibi başka gruplar için de aynı terim geçerli olabilir. Sözgelimi, Sih terörizmi, Hıristiyanlık terörizmi, Yahudi terörizmi, Budist terörizmi, dinsizlik terörizmi v.s. Buna benzer nice terörizm listesi meydana gelir.        

Devamını oku...

Ahmedi Müslümanlar yasadıkları ülkelerin kanunlarına dini bir vecibe olarak itaat ederler.

Bazı Müslüman gruplar Ahmedi Müslümanların bu inancını beğenmeyip sadece Şeriat ile yönetilen hükümetlere itaat edilmesi gerektiğini söylerler.

Aşağıdaki makalede Ahmedi Müslümanların tutumunun nedenleri Kur'an-ı Kerim ışığında açıklanmaktadır: İslam dini, diğer dinlere benzemeyip her türlü eksiklikten arınmış bir öğreti takdim eder. Onun sunduğu öğreti her açıdan mükemmeldir. İslam öğretisi din, siyaset, medeniyet ve sosyal yaşantıyı ilgilendiren hangi konuya el attıysa onu eksiksiz olarak açıklamıştır. Mesela siyasete gelince, sadece İslam, vatandaş ve devlet arasındaki ilişkiyi itiraza mahal bırakmayacak şekilde açıklamıştır.

İslamiyet’in emrettiği bu ilişkiye tabi olunduğu takdirde bir Müslüman, diniyle gurur duyar ve diğer vatandaşlara devlete itaat açısından güzel örnek teşkil eder.

Devamını oku...

Saff suresinde de bu ikinci manevi gelişindeki görev açıklanmıştır. Şöyle buyurur;[1]

Yani öyle bir gün gelecektir ki Allah (c.c) Resulünün başlattığı işi tüm dünyada yayacaktır; tüm diğer dinlere galip kılacaktır.

Düşünmeye değerdir ki aynı ayet Vâdedilen Mesih’e de vahiy edilmiştir ki bahsedilen günün artık geldiği anlaşılsın. Eski müfessirler de bu ayetin Vâdedilen Mesih’in dönemiyle ilgili olduğu konusunda hemfikirdirler.

İlk gönderilişin amacı dinin sağlam bir şekilde yerleştirilmesiydi. İkinci manevi gönderilişinin amacı ise diğer tüm dinlere galip kılmaktır. Yani

1) Sağlam delillerle diğer insanları İslamiyet’e çağırmak

2) Onların medeniyetlerini yok edip İslam’ın medeniyetini kurmak. Bu sebeple Allah (c.c)  "liyuzhirehu 'aleddiyni kullihi" (ki İslam tüm dinlere galip gelsin) demektedir.

Devamını oku...

“Yalan yere şahitlik etmeyenler de (Allah'ın gerçek kullarıdır). Saçma sapan şeylerin yanından geçerken (ona asla katılmayıp) pek ağırbaşlı olarak geçerler.” (Furkan Suresi 25:73)

Bugünkü hutbemin konusu demin okuduğum ayeti kerimedir. Bu ayette Allah c.c. Ebadürrahman yani Rahman’ın kullarının vasıflarını anlatmaktadır. O şöyle buyurmaktadır:

“Vellezine La yeşhedunezzüre ve iza merru billağvi merru kirama”

Yani “Ebadürrahman” (Rahman’ın kulları) yalan şahitlik etmez veya yalanı ziyaret etmezler, onun yüzünü dahi görmezler. “Yeşhedunezzur” yukarıda belirtilen her iki anlamı taşımaktadır. Nitekim Kuran-ı Kerim Ramazan hakkında şöyle der: “Femen şehide Minkümüşşehr” kim ramazanın yüzünü görürse... Şimdi “la yeşhedunezzur”un bilinen bir meali “Ebadürrahman yalan şahitlik etmez” şeklindedir. Ama bu ayette vurgulanan konuyu göz önünde bulundurursak bunun birinci derecedeki meali şöyledir: “Ebadürrahman yalanın yüzünü dahi görmez”.

Devamını oku...

İlgili Diğer Konular

Ziyaret Sayacı



Ziyaretciler

Bugün: 5
Dün: 79
Bu Hafta: 353
Geçen Hafta: 370
Bu Ay: 723
Toplam: 99642

Ülkeler

81.6%Turkey Turkey
8%Germany Germany
2.5%United States United States
1.4%United Kingdom United Kingdom
1.4%Netherlands Netherlands